Manisa

Arkadaşlar uzun bir aradan sonra tekrar merhabalar…

Sizlere memleketimizin nadide bir köşesi olan Manisa’yı anlatmaya çalışacağım. Fakat kitabi bilgilerle, Google’da aratılan bilgilerle değil bizzat 23 senelik hayatımda yaşadığım Manisa’yı anlatacağım.

Manisa; Türkiye’nin 9. , Ege Bölgesi’nin 2. büyük şehri olması, sanayisinin gelişmiş olması, Avrupa’nın en iyi yatırım yapılabilecek bölgelerinden biri olarak seçilmiş olması, tarımsal gelişim ve tarım ürünlerinin zengin olması, Tarzan’ı olması, Mesir Macununun olması, Şehzadeler şehri olması gibi bilgilerden bahsetmeyeceğim. Bunlar zaten kolaylıkla ulaşılabilecek bilgiler. Ben size yaşadığım “Kale’m” dediğim Manisa’yı anlatmaya çalışacağım…

Manisa Ovası

Manisa dediğin yer koca bir il değildir. Sınırları bellidir. Sürekli yeni imar alanları açılmasına ve genişlemesine rağmen Manisa sürekli aynı çapta kalmıştır. Bu sınırlar Manisa’nın yaşanacak en güzel yeridir. Sınırları şöyle belirleyebiliriz; dikdörtgene benzer bir yamuk düşünün köşe ve kenar orta noktaları Manisa’nın yaşama noktalarıdır. Bir Manisa haritası açıp çerçeveyi çizebilirsiniz.

Kuzey doğu köşesi; Manolya Meydanı ( 8 Havuzu )

Doğu orta noktası; Sultan Camii ( Mesir macununun halka saçıldığı camii )

Güney doğu köşesi; Ulu Camii

Güney noktası; Ağlayan Kaya ( Niobe )

Güney batı köşesi; Dış Mahalle mevki

Batı köşesi; Şeyh Fenari Camii

Kuzey batı köşesi; Fatih Anadolu Lisesi

Kuzey noktası; Ayn-ı Alî Türbesidir.

Bu noktaların birleşimi benim Manisa’mdır. Kısaca buraya Karaköy de diyebiliriz.

Ve bu köşelerin orta noktası, kalbi Kırmızı Köprüdür… Manisa Kırmızı Köprü ile güne merhaba der. Kırmızı Köprü’de nefes almak bile ayrı bir tattır bu fakir için.

Bir rivayete göre Manisa’ya ilk yerleşmeye gelenler atalarımız çeşitli yerlere taze kesilmiş hayvan ciğerleri asmışlardır. Bu ciğerlerden en geç çürüyen Kırmızı Köprü’deki olmuştur derler. Bahsettiğim aralıktaki her yol Kırmızı Köprü’ye çıkmaktadır.

Kırmızı Köprü gerek kendisiyle gerek bu satırların sahibinin hatıralarıyla anlatmakla bitmez.

Fakir daha 12-13 yaşlarındayken köprünün korkuluklarında saat gece 2-3 lere kadar arkadaşlarıyla oturur köşedeki kahvehanede çay içer, Ramazan Ayında burada sabahlardı.

Kırmızı Köprü orta nokta, buluşma noktası, dolmuş ve minibüs durakları ve ünlü Manisa delilerinin buluşma noktasıdır… Bu arada yolunuz düşerse Köprü’nün köşesinde çeşmeler vardır. Şifa niyetine için…

Aradığınız her şey köşelerini verdiğim aralıkta mevcuttur. Manisa’nın iki önemli caddesi bu aralıktadır. İzmir Caddesi ve Doğu Caddesi ( sonradan ismi 8 Eylül Caddesi olarak değiştirilmiştir.)

İzmir Caddesi fakirin doğduğu büyüdüğü caddedir. İzmir – Bursa Sürat Yolu’ndan başlar, Sultan Cami’nin bulunduğu yerde biter. Bu cadde üzerinde her şeyi bulabilirsiniz. Manisa’nın tek karakolu burada Kırmızı Köprü’nün yanındadır. Hayatımın 10 senesini yiyen Murat Germen İlk Öğretim Okulu gene bu cadde üzerinde ve Kırmızı Köprü’nün 200 metre ilerisindedir. Okuduğum lise de aynı şekilde caddenin bir paralelinde kalır. Velhasıl söylemek istediğim bu cadde ve köprüde 20 senem geçti.

Bahsettiğim aralıklarda Manisa’nın en güzel insanları ya oturmaktadır ya da bir süre oturmuşlardır.

Bu aralıkta Manisa’nın tarihi de yatmaktadır. Kırmızı yukarıya doğru ( Ağlayan Kaya’ya doğru ) önce İshak Çelebi Cami akabinde Kabak Tekke (restore edildikten sonra Mesnevi Sohbetleri’nin yeni adresidir) akabinde hâlâ restorasyonu devam eden türbe ve hamamlar, Yedi Kızlar, Ağlayan Kaya’yı da içerisine alan Çay Başı Mevkii çıkar karşınıza. Yola Manisa manzarası eşliğinde devam ederken az ileride yol kenarında ufak bir çay bahçesi tadında mekân vardır. Suyu da soğuktur, nefistir. Az daha ötede Manisa Mevlevihanesi çıkar karşınıza. 10 sene önce virane olan mekân Celal Bayar Üniversitesi gözetiminde restore edilmiş hizmete açılmıştır. Hâlâ çeşitli sempozyumlar verilir, zaman zaman musiki dinletileri yapılır. Mevlevihane’nin arka tarafında polis lokali az daha ötesinde askeri lokal, atış poligonu ve piknik alanları mevcuttur. Bu satırların sahibinin babası yarım ekmek köfte yaptırır, ayranlarını alır fakiri de (5-6 yaşlarında ) alarak bahsettiğim güzergâhta bu piknik alanına pazar günleri götürür, kan ter içerisinde kalana dek oynatırdı.

Mevlevihane’nin girişinde yol ikiye ayrılır. Soldan düz devam edince Mevlevihane, sağdan devam edince meşhur Spil Dağı’na çıkar. Yolda ilk önce Seyir Tepesi’ne ( ki ismini ünlü Manisa Yangın’ında almıştır) sonra Sultan Yaylası’na akabinde Turgutalp’e ve sonunda Vali Parkına ulaşırsınız. Eskiden Vali Parkı’nda dondurmayı bir çeşit unla kese haline getirilmiş hamur kabın içine koyup kızgın yağda pişirirlerdi. Sıcak pişmiş hamur içinde soğuk – ne hikmetse – erimemiş dondurma. Dişlerinin sağlamlığını test etmek için farkı bir yol .

Spil Dağı demişken üzerinde durmadan geçemeyeceğim bir konu var. Manisa’da malumunuz “Sarı Bina” diye tabir edilen Akıl Hastanesi mevcuttur. Yani memleketimizde metrekareye 1 adet deli düşmektedir. Bu artık bizim için çok sıradan bir durumdur. Spil Dağı ile ne alakası var diyecek olursanız; Manisa’nın eski ismi “Magneta”dır. Magneta da magnezyumdan gelmektedir. Spil dağı magnezyum yatağıdır. Doğal mıknatıstır. Üzerinden uçak uçamaz! Manisa’da insanların dengesini bozduğuna inanıyorum Spil Dağı’nın. Kanıtı da mevcuttur. Yolunuz Manisa’ya düşerse Hükümet Konağı’nın arkasında Cumhuriyet Meydanı vardır. Konserlerin, sergilerin ekseriyeti orada yapılır. Oraya gidin heykelin az sol tarafına Cumhuriyet Meydanı’nı Fatih Parkı’na bağlayan noktada merdivenlerin başında Spil’e bakın. Spil’in en güzel manzarası oradadır ve orada ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Kırmızı Köprü’den Kabak Tekke’ye dönün ve düz devam edin. Tarih o kadar çoktur ki yerlere serilmiştir artık. Zemin Arnavut kaldırımlı taş bir sokaktır ve Kabak Tekke de başlar Ulu Cami’nin sonuna dek devam eder.

Ulu Camii diyince bir ahh çekerim. Güzel bir yerdir. Sakinleşmek için bire birdir. Caminin minberi orijinaldir. Hafif bir Bursa Ulu Camii havası vardır. Bir de önünde aile çay bahçesi vardır. Camiinin giriş kapısı yanında gürül gürül yayla suyu akar. İnsanın içtikçe içesi gelir. Fakir çocukken yaz mevsiminde akşamları ailesi ile oraya gider oradaki ahbaplarıyla ailecek oturur gazoz içer, Manisa manzarasına karşı çiğdem çitlerdi.

Bahsettiğim sınırlar içerisinde İzmir Caddesi bundan çok değil 5-6 yıl kadar önce ikiye bölerdi toplumu. Caddenin kuzey tarafı şehir çok katlı binalar, güney tarafı dağın yamacı yer evleri idi. Keşke öyle de kalsaydı. Tarih kokardı o yer evleri.

Manisa’nın yer evlerinde tandır yapılmazdı. Virane gibi görünse de orada miras yatardı. Babadan atadan kalan anılarla dolu evler ve o evlerden dışarı fırlayan muhabbetin sokakları aydınlatması vardı. Bahsettiğim yerler mahalle adı olarak doğudan batıya Adakale Mahallesi ( Murat Germen İ.Ö.O. üst mevkii eskiden Yahudi Mahallesi idi ), İshakçelebi Mahallesi, Mutlu Mahallesi, Kaynak Mahallesi, Lalapaşa Mahallesi, Akmescit Mahallesi. Hatta sizlere bahsettiğim sınırları içerisinde olan “Güney batı köşesi; Dış Mahalle mevki” Akmescit Mahallesini bile kapsamamaktadır. Aslında Dış Mahalle diye bir yer yoktur Manisa’da. Düşünün Manisa o kadar, orada bitiyor. Şimdi ise şehrin merkezine yakınlaştı.

İmar planları şehirleri düzene sokar kabul ediyorum fakat kültürel katliama sebep oluyor. İsmini zikrettiğim mahallelerde imar geçtikten sonra müteahhitler vampirlerin kana saldırdığı gibi bu arazilere saldırdılar. Çok sade yer evleri, daracık yollar, Manisa’nın en serin yerleri idi oralar. Şimdi en az 5 katlı beton yığınları çevreledi etrafı. Eskiden lisedeyken dağa çıkmak için oradaki ara yolları kullanırdık. Ciğerlerimiz açılırdı daha ilk sokakta. Manisa güneyde Spil Dağı, kuzeyde de Yunt Dağları etrafındaki bir ovadır. Hava sirkülâsyonu pek yoktur. Dolayısıyla kış aylarında şehrin içi gerek kalitesiz yakıt kullanmaktan gerek çarpık yapılaşmadan nefes almak zordur. Hava kirliliği hat safhadadır. Fakat dağ yamacında derenin yanında bırakın hava kirliliğini mikrop bile barınamazdı. Şimdi ise ne yer evi kaldı ne de üzeri açık bir dere…

Kırmızı Köprü kısmen de olsa hâlâ orijinalliğini korumaktadır.

Kırmızı Köprü’yü bu kadar sevdiren oradaki insanlardır aslında… Hep kendime sorarım. Kırmızı Köprü’de eskiden insanlar alır çaylarını çağırır komşularını hatta indirir televizyonlarını gerek sohbet eder gerek televizyonda maçını izler bu arada da çiğdemlerini yerlerdi. Sıcacıktı yahu o zamanlar oralar. Kalbim ısınırdı oradaki muhabbete… Mevlevihane yolunda giderken Manisa Kalesi’ne rastlarsınız. Orada pikniklere giderler, Hıdrellez kutlarlar, papatya toplayıp taç yaparlardı. Ne oldu da bitti bu kültür arkadaş? Memleket işgal altında mı ki artık yaşanmıyor? Yada yaşayan kaç kişi kaldı? Aslında insanlar korkuyor. Çünkü artık buralarda serseriler türedi. Eskiden doğuluların çocukları etrafa taş atardı yıkardı şimdi o çocuklar büyüdü ve tahmin edin ne oldu... !

Kültürler Manisa’da Sokak ismi olarak ta yansımıştır. Komik, enteresan fakat sokağın özelliğini bizzat anlatırdı. Hakibaba, Yavaşali, Kavalçeşme, Falcıdede, Sülüklüçeşme vs. kültür kokan sokak isimlerimizdendi. Şimdi hepsi numaralara dönüştü… Belediyemiz park ve bahçeleri tek düze yapıyor, eski estetiğinin yerinde yeller estiriyor ve artık sokaklardaki anıları da siliyor…

Kırmızı Köprü’de dur ve sırtını güneye ver. Sol çaprazda Karaköy Pazarı diye adlandırılan ( Karaköy Otoparkı mevkii ) Pazartesi Pazarı kurulur. Birde burada bana en çok huzur veren şeylerden biri pazartesi akşamları Topçuasım Mahallesi’nde ( fakir 20 sene orada oturdu ve Karaköy’ün en gözde mahallesidir ) buram buram kokan pişmiş balık kokusudur. Çünkü pazardan kilo kilo hamsi alınmış eve getirilmiş temizlenmiş ve akşam 20.00 sularında sofraya servis edilmeye hazır bir şekilde pişirilir. Allah’ım o ne güzel bir lezzettir. O kokuyu almak güven verir adama çünkü bilirsin ki senin evinde de balık pişmektedir. Dolayısıyla mahalleye girdiğin andan itibaren her yer senin evindir…

Bir de bu Pazar yerinin İzmir Caddesi’ne bağlanan kolları vardır. Bu kollarda kasaplar, kahvehaneler, lokantalar, söğüşçüler, midyeciler, çorbacılar, meyhaneler bir de eskiden “Tek Tek” çiler vardı. Tek Tek’çilerde alkol satılırdı, kasetten fasıl dinlenilirdi ve mekânlar toplam 15 m² idi. Burada kimse kimseyle laubali olmaz efendi efendi işlerini görür giderlerdi. Tek Tek’çiler ne meyhaneye ne de birahaneye benzerdi. Tek Tek’çilerin sahipleri çok kalender adam olurlardı. Para kazanmak için yapmazlardı bu işi. Fakir gibi kalabalığı sevmeyen adamların mekânlarıydı buralar. Ne yazık ki onlar da kalmadı artık…

Ayn-ı Alî Türbesi vardır Kırmızı Köprü’nün aşağısında. Türbenin etrafında park, parkın da başında ünlü Ayn-ı Alî Kahvehanesi vardır. Dini olsun mistik olsun bu tür simge ve sembolleri ticaret işine döken zihniyetten tiksiniyorum. Mekânların ruhuna hitap etmeyecek ve aşağılayacak, sembolleri para kaynağı hale getirecek, Sema ayininin oryantalize edecek zihniyet utandırıyor beni. Sadece bu kahvehane için konuşmuyorum birçok yerde meşrulaştı bu söylediklerim. Bu mekân da zaten “Godoman” mekânı olmuştur. Gösteriş için akar millet buraya ki bu durum ailecek haz almadığımız bir durumdur… Ama nargilesi ve közde yavaş yavaş pişen kahvesi harikuladedir.

Bir deli ile bir akıllı arasındaki fark nedir? Yada bir deli ile bir meczup arasındaki fark? Manisa’da cevap bulabilirsiniz bu sorulara ama sen söyle derseniz yaşayın ve görün derim. Çünkü yaşamadan anlayamazsınız. Mekânları değişir nerede akşam orada sabahtır bu tür kişiler için. Benim hatırladığım bir ‘Hafız’ kod adlı meczup vardır. Ölmüştür büyük ihtimalle fakat çocukken Köprü’yü bize dar ederdi. Manisa halkı da iyi tanırdı kendisini. Bir de Türkiye çapında yıldız olmuş bir ‘deli’miz vardır ki aslında deli değildir sadece şarapçıdır. Video sitelerinde ‘Şarapçı Orhan’ diye geçer. Komedidir ama lütfen şarapçı olduğunu unutmayın eğer izlerseniz.

Gelelim Manisa ile İzmir arasındaki farka.

Manisa ile İzmir birbiri ile asla kıyaslanamaz il konusunda, eğlence konusunda ( göreceli bir kavramdır ), yaşam konusunda. Ama bireysel olarak ve yazı da bana ait olduğu için görüşlerimi anlatayım.

Manisa ile İzmir arası 30 km filandır. Fakir lise çağlarında 14 dakikada araba ile Bornova’yı görmüştür. Lise 2 ve lise 3 hayatının yarısında çoğu İzmir’de geçmiştir. Manisa’dan İzmir’e gitmek oldukça kolay zahmetsiz bedava ama biraz tehlikelidir. Genç nüfusun neredeyse tamamı Manisa İzmir arasında otostop çeker. Çünkü bu kısa mesafe yola para verilmez. Bir de öğrenciysen arkadaş o zaman hiç verilmez. Canımız sıkıldığında okuldan firar eder Manisa çıkışına yürür oradan da otostop çeker, İzmir’de iki tur atar belki güneşin batışını seyreder sonra tekrar otostopla evlere dağılırdık. Bu yaşam tarzıyla yaşayanlar genellikle Harita Teknikeri oluyor yaşamayanlar Harita Mühendisi .

Arkadaşlarınla toplanıp ‘Hadi bu akşam bir şeyler yapalım’ diyip arabaya atladığın anda Manisa’da geçireceğin vakit en fazla 20 dakika yada 30 dakikadır. Eee sonra? Sonrası bitti Manisa. ‘O zaman ne yapalım?’ sorusuna verilebilecek en güzel cevaptır ‘İzmir’e gidelim’ cevabı. Sabuncubeli’nden sallanırsın aşağıya İzmir’e inersin.

İlk başlarda çok farklı gelirdi İzmir. Kedileri bile farklı miyavlar bu memleketin J

Bence aradaki tek fark İzmir’de eğlenirsin Manisa’da yaşarsın… Çünkü Manisa huzurlu bir yerdir. Ufak, küçük, sade, gösterişsiz, İzmir ile mukayese edilirse trafik oldukça rahattır, bir de Kırmızı Köprü’sü vardır.

Şunu da söyleyeyim Manisa’da ikâmet edip te kendisini İzmir’li olarak tanıtan kişiler vardır. Bu kişiler karakteri tam oturmamış, yumurtadan çıkmış kabuğunu beğenmemiş türlerdir. Esefle kınıyoruz…

Manisa dünyanın merkezi değildir fakat güzel bir yerdir… Yolunuz düşerse acı kahvemizi içmeye bekleriz…

Zafer Büyüktaş

Zafer Büyüktaş

E-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

tarafından son Zafer Büyüktaş

Resim Galerisi

Bu kategoriden daha fazlası: « Amerika Macerası -3- LÂL »